24 Ocak 2026 Cumartesi

 

İç Barış Başka Bir Şeydir

Kandil ve Suriye Bambaşka

 

Günaydın Türkiye.

Günaydın sevgili okurlarım.

 

Türkiye’nin yıllardır aynı defteri açıp kapadığını hissediyorum:

Sayfaları yıpranmış, cümleleri eksik, noktalaması yarım kalmış bir defter bu.

Ne zaman barış konuşulsa aynı yanlış paragrafın başına dönülüyor.

Sanki biri sürekli sayfayı çevirip yine aynı satıra parmağını koyuyor:

“Barış, Kandil ne derse odur.”

“Barış, Suriye’deki rüzgâra bağlıdır.”

Oysa bu memleketin barışı, dağların gölgesine sığdırılamayacak kadar büyük, Suriye çöllerinin tozuyla kirlenemeyecek kadar değerlidir.

Barış, sınır ötesinin insafına terk edilecek bir misafir değil;

bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda büyüyecek bir çocuktur.

İç Barış: Yurdu Besleyen En Naif Rüzgâr

İç barış, dışarıdaki silahların değil, içerideki vicdanların konusudur.

Bir halkın kendi hikâyesini özgürce anlatabilmesi,

bir annenin çocuğuna kendi dilinde ninni söyleyebilmesi, bir köyün, bir şehrin, bir toplumun kendini ait hissetmesi…

Bu mesele, dağların ardındaki karargâhların değil;

Ankara’nın, Diyarbakır’ın, Van’ın, İzmir’in sokaklarının meselesidir.

İç barış dediğimiz şey, bir halkın devletiyle yeniden göz göze gelmesidir.

Sertliği değil, sözü; şüphenin değil, güvenin dilidir.

Burada Kandil’in gölgesi yoktur.

Suriye’nin sert rüzgârı da yoktur.

Burada sadece Türkiye’nin kendi kalbi vardır.

Kandil ve Suriye: Dışarının Sert Coğrafyası

Sonra bir de diğer hikâye var:

Dağların içine kurulmuş bir yapı,

Suriye savaşının ortasında doğmuş başka bir oluşum,

büyük güçlerin parmak uçlarıyla dengede tuttuğu kırılgan bir satranç tahtası…

Bunlar Türkiye’nin iç barışının kardeşi değildir;

coğrafyanın, politikanın, güç mücadelesinin çetin yüzleridir.

Orada diplomasiyle, akılla, gerektiğinde güçle yürütülen bir oyun vardır.

Bu oyun, içimizdeki barış bahçesinin toprağına karıştırılmamalıdır.

Çünkü dışarının toprağı başka, içerinin toprağı başkadır.

Aynı Güneşin Altında İki Ayrı Yol

Türkiye’nin yaptığı yıllardır aynı hataydı:

İki yolu tek bir patikada yürütmeye çalışmak.

Bir yanda iç barışın ince zarafeti, diğer yanda dış politikanın sert taşları…

Hâlbuki bu iki yol birbirine değmeden de ilerleyebilir.

İçeride barışın narin çiçekleri yetişirken,

dışarıda devlet aklı kendi hesaplarını tutabilir.

İç barış başka bir dildir.

Kandil ve Suriye bambaşka.

Birini dışarıdaki fırtınaya bağlamak, kendi evinin ışığını komşunun rüzgârına emanet etmek gibidir.

Son Söz

Bu ülkenin barışı ne dağların infaz çizelgesine, ne Suriye’deki siyah tozlu yollara bağlıdır.

Barış, bu topraklarda yaşayan insanların yüzüne bakar.

Ve bir ülke kendi iç huzurunu dış gölgelere teslim ettiği sürece hiçbir zaman gerçekten nefes alamaz.

Türkiye ancak şu cümleyi kalbine yazdığında huzur bulacaktır:

“İç barış bizimdir.

Dışarıdaki hesaplar ise başka bir defterde tutulur.”

 

                                       &

 

Kirveme öğütler

Kirvem; insanlarda vefa arama; insan sıcakta ağacın gölgesine sığınır, soğuklarda aynı ağacı  keserek sınır.

 

                                         &

Tolstoy’dan deyişler

Bir insan acı duyuyorsa canlıdır; başkasının acısını duyuyorsa insandır.

Daha ne desin?

 

                                      &

 

Soruyorum;

Aynı havayı soluyor,

Aynı güneşin altında ısınıyor,

Aynı yağmurda ıslanıyor, 

Aynı ayın ışığıyla aydınlanıyoruz.  

Birbirimizden daha ne istiyoruz.

                                        &

 

Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;

 

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir biçimde MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

 “ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Anzele büyük bir göl haline dönüştürülsün. Etrafı piknik alanı olsun.

   

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle. 

Dostça kalın.

Hiç yorum yok: