İç Barış Başka Bir Şeydir
Kandil ve Suriye Bambaşka
Günaydın
Türkiye.
Günaydın
sevgili okurlarım.
Türkiye’nin
yıllardır aynı defteri açıp kapadığını hissediyorum:
Sayfaları
yıpranmış, cümleleri eksik, noktalaması yarım kalmış bir defter bu.
Ne
zaman barış konuşulsa aynı yanlış paragrafın başına dönülüyor.
Sanki
biri sürekli sayfayı çevirip yine aynı satıra parmağını koyuyor:
“Barış,
Kandil ne derse odur.”
“Barış,
Suriye’deki rüzgâra bağlıdır.”
Oysa
bu memleketin barışı, dağların gölgesine sığdırılamayacak kadar büyük, Suriye
çöllerinin tozuyla kirlenemeyecek kadar değerlidir.
Barış,
sınır ötesinin insafına terk edilecek bir misafir değil;
bu topraklarda doğmuş, bu
topraklarda büyüyecek bir çocuktur.
İç
Barış: Yurdu Besleyen En Naif Rüzgâr
İç
barış, dışarıdaki silahların değil, içerideki vicdanların konusudur.
Bir
halkın kendi hikâyesini özgürce anlatabilmesi,
bir annenin çocuğuna kendi
dilinde ninni söyleyebilmesi, bir köyün, bir şehrin, bir toplumun kendini ait
hissetmesi…
Bu
mesele, dağların ardındaki karargâhların değil;
Ankara’nın,
Diyarbakır’ın, Van’ın, İzmir’in sokaklarının meselesidir.
İç
barış dediğimiz şey, bir halkın devletiyle yeniden göz göze gelmesidir.
Sertliği
değil, sözü; şüphenin değil, güvenin dilidir.
Burada
Kandil’in gölgesi yoktur.
Suriye’nin
sert rüzgârı da yoktur.
Burada
sadece Türkiye’nin kendi kalbi vardır.
Kandil
ve Suriye: Dışarının Sert Coğrafyası
Sonra
bir de diğer hikâye var:
Dağların
içine kurulmuş bir yapı,
Suriye
savaşının ortasında doğmuş başka bir oluşum,
büyük güçlerin parmak
uçlarıyla dengede tuttuğu kırılgan bir satranç tahtası…
Bunlar
Türkiye’nin iç barışının kardeşi değildir;
coğrafyanın, politikanın, güç
mücadelesinin çetin yüzleridir.
Orada
diplomasiyle, akılla, gerektiğinde güçle yürütülen bir oyun vardır.
Bu
oyun, içimizdeki barış bahçesinin toprağına karıştırılmamalıdır.
Çünkü
dışarının toprağı başka, içerinin toprağı başkadır.
Aynı
Güneşin Altında İki Ayrı Yol
Türkiye’nin
yaptığı yıllardır aynı hataydı:
İki
yolu tek bir patikada yürütmeye çalışmak.
Bir
yanda iç barışın ince zarafeti, diğer yanda dış politikanın sert taşları…
Hâlbuki
bu iki yol birbirine değmeden de ilerleyebilir.
İçeride
barışın narin çiçekleri yetişirken,
dışarıda devlet aklı kendi
hesaplarını tutabilir.
İç
barış başka bir dildir.
Kandil
ve Suriye bambaşka.
Birini
dışarıdaki fırtınaya bağlamak, kendi evinin ışığını komşunun rüzgârına emanet
etmek gibidir.
Son
Söz
Bu
ülkenin barışı ne dağların infaz çizelgesine, ne Suriye’deki siyah tozlu
yollara bağlıdır.
Barış,
bu topraklarda yaşayan insanların yüzüne bakar.
Ve
bir ülke kendi iç huzurunu dış gölgelere teslim ettiği sürece hiçbir zaman
gerçekten nefes alamaz.
Türkiye
ancak şu cümleyi kalbine yazdığında huzur bulacaktır:
“İç
barış bizimdir.
Dışarıdaki
hesaplar ise başka bir defterde tutulur.”
&
Kirveme öğütler
Kirvem; insanlarda vefa arama; insan
sıcakta ağacın gölgesine sığınır, soğuklarda aynı ağacı keserek sınır.
&
Tolstoy’dan deyişler
Bir insan acı duyuyorsa canlıdır;
başkasının acısını duyuyorsa insandır.
Daha
ne desin?
&
Soruyorum;
Aynı
havayı soluyor,
Aynı
güneşin altında ısınıyor,
Aynı
yağmurda ıslanıyor,
Aynı
ayın ışığıyla aydınlanıyoruz.
Birbirimizden
daha ne istiyoruz.
&
Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir
biçimde MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ
OLSUN.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”
“ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI
OLSUN.”
Anzele
büyük bir göl haline dönüştürülsün. Etrafı piknik alanı olsun.
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder