HARBİYORUM
Recep Yılmaz
Gazeteci/Yazar
recepyilmaz46@gmail.com
recepyilmaz21.blogspot.com
Bu haftaki köşe
yazım
SUR İLÇESİNİN ADI
“ESKİDİYARBEKİR” OLSUN
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili Okurlarım.
Diyarbekir
sevdalılarına,
Diyarbekirseverlere,
Tüm
Diyarbekirlilere,
Diyarbekir
Valisi Sayın Murat zorluoğlu,
Diyarbekir
Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları
Sayın
Serra Bucak ve Sayın Doğan Hatun,
Sayın
Sur Belediye Başkanı Sayın Adnan Örhan ve Sayın
Gulan
Fatma Önkol
Sur
Kaymakamı Sayın Asım Solak’a sesleniyorum;
Gelin
Sur ilçesinin adını değiştirelim.
Suriçi
Diyarbekir’i anımsatmıyor.
Oysaki
gerçek Diyarbekir sur içidir. Sur İçi, Kadim şehir
Diyarbekir’i
anlatmıyor. Yeterli olmuyor. İnsanları doyurmuyor.
Bakın
hasbel kader dört günlüğüne kısa bir gezi için İtalya’ya gittim.
Başkent
Roma.
Ancak
gerçek, tarih dolu olan ve bir çivi bile çakılması yasaklanmış ve günümüze
gelen o gerçek Roma korunmuş. Ve adına da Eski Roma denmiş.
Tarihi
şehir ya da katedraller şehri ya da başka bir semt adı verilmemiş.
Adı ESKİ ROMA.
Başkent
Roma’ya gittiğinizde diğer modern Avrupa şehirlerinden hiçbir farkı, hatta bir
albenisi yok.
Yalnız
Roma mı?
Tabii
ki hayır.
Floransa.
Floransa’da da tarih o kadar güzel korunmuş ki insan Floransa’ya girdiğinde
adeta o çağları yaşıyor gibi oluyor. Çivi çaktırmamışlar. Bir tarih ancak o
kadar korunur. Hiçbir eserin aslına dokunmamışlar. İnsanlar akın akın.
Ya
Napoli Şehrinin 12 kilometre uzağında bulunan Pompei…
Yok
böyle bir şey. Yollarda hala o günkü taşlar. Sanki Vezüv yanar dağı daha dün püskürmüş.
Tozuna bile dokunmamışlar.
Bütün
şehir harap olduğu haliyle aynen bugüne getirilmiş. İçini gezdikçe o gün küller
arasında kalan şehrin görüntüsü ve dağın püskürttüğü o yakıcı sıcaklıktaki tozlar
altında kalan insanların duyduğu ıstırabı yüreğinin ta içlerinde duyuyorsun. Bir
an kendinden geçiyor, o anı yaşıyorsun adeta.
Gelin
biz de Sur İlçesine ESKİ DİYARBEKİR
adını verelim.
Yakışır.
Gerçek
Diyarbekir unutulmasın, hafızalardan silinmesin. Sur içinin gerçek Diyarbekir
olduğu belleklere kazınsın.
Sur
İçi adı farkına varmadan bir anlamda Diyarbekir’i unutturuyor. Gelen turiste
burası sur içidir deniliyor. Gelenler Diyarbekir’i algılamadan, anlamadan, öğrenmeden,
yüreğinde hissetmeden gidiyor.
Diyarbekir
belleklerde yer etmiyor…
Haydi,
Eşbaşkanlarım; meclise bir cümlelik teklif verin, olsun bitsin.
Nedir
o teklif;
Sur
İlçesinin adı Eski Diyarbekir olarak
değiştirilmiştir. Hepsi bu kadar…
Sayın
Valim, öncelikle size hoş geldiniz diyor, Diyarbekir’imize güzellikler
getirmenizi diliyorum Diyarbekir’imizin güzelliklere çok ihtiyacı var.
Sonrasında;
Sur İçinin adının ESKİ DİYARBEKİR
olması için katkı verin diyorum. Bu dileğime el verin, destekleyin. Sizlere de
bu yakışır.
Gerçek
Diyarbekir’i
Sur İçi adına boğdurmayın.
Vallahi
ekonomik gücüm olsaydı; bütün kırtasiye işlerini ben karşılıyorum, derdim.
Yine
de karşılanması hususunda elimden geleni yaparım.
Diyarbekirseverlerin
kapılarını çalarım. Hiç birinin hayır demeyeceğine inancım sonsuzdur.
Hatta
katkı verenlerin adını ve katkılarını bu sütunlarımda yayınlarım.
Yiğit
adıyla anılır.
Sonra
eskiden sur içi diye bir yer mi vardı ki tuttuk bunun kuyruğunu.
‘Ha
kentin hafızasını silmişsin ha binini katletmişsin, ikisi de aynı şey.
Ey!
Diyarbekir’in elitleri, egemenleri, yönetenleri ve tüm partilerdeki eski ve
yeni Diyarbekir milletvekilleri gelin hep birlikte bu soruna parmak basalım, Diyarbekir’in
sur içinde erimesine izin vermeyelim.
Ve
sonrasında Eski Diyarbekir’i bir rantlar bölgesi konumuna sokmamak için
elimizden gelen yasal her türlü direnmeyi gösterelim. Bu denli hiçbir girişime
yol vermeyelim, göz yummayalım.
Adamlar
o günden bugüne tek bir çivi bile çaktırmamışlar.
Yıktınız-yıktılar,
yaktınız-yaktılar, her neyse.
Ancak
artık Eski Diyarbekir’i eskide bırakalım. Bir eski eserler havuzu
olarak kalsın.
Hasar
görmüş, zaman içinde yok edilmek-yok olma durumuna gelmiş her türlü eski eseri
de aslına uygun olarak restore edelim.
Aman!
Hemen söyleyeyim, ama surlara yaptığımız gibi yapmayalım.
Ne olursunuz
Eski Diyarbekir’e ranta dayalı yapılar, yeni evler, yeni işyerleri yapmayalım.
Olan
olmuş. Ben olacaklardan korkuyor, endişe ediyorum.
Aman
ha…
Felaketi
fırsata dönüştürelim. Eski Diyarbekir tarihi eserler havuzu olarak kalsın.
İtalya’nın Eski Roma örneğinde olduğu gibi,
Mısırın
Başkenti Kahire örneğinde olduğu gibi,
Floransa’da
olduğu gibi…
Öyle
bir çalışma yapalım ki
Milli
Eğitim Bakanlığının isteği üzerine Türkiye’ye gelen (1930-1942) Anadolu’nun
çeşitli bölgelerinde araştırma yaparken Diyarbekir’e uğrayan, Fransız Sanat Tarihçisi
ve arkeoloğu Albert Louis Gabriel’in;
Diyarbekir’i
gezip gördükten sonra
“Diyarbekir’in Surlarının kapılarını kapatınız.
Diyarbekir, Dünyanın en büyük açık hava müzesi olsun.” sözünü günümüzde gerçekleştirelim.
Sakın
olmaz demeyin… Billahi olur.
Ve her şey bitti de sıra buna mı
geldi demeyelim.
Bu
her şeyden önemli.
Bu böyle biline…
&
Ayrıca
İKİ ELİM YAKANIZDADIR
Meclis gündemine de taşınan tarihi PTT Binasının geçmişine
yakışır, bir biçimde değerlendirilmelidir.
Örneğin Yeşil Çamdan da yararlanarak muhteşem bir Film Müzesi olarak ya da topluma yönelik hizmetlerin yapılabileceği bir mekân olarak
dizayn edilmelidir. Uyduğum kadarıyla kafe yapılmak isteniyormuş. Aman ha…
Sanki Diyarbekir’de hiç kafe yokmuş gibi.
Yahu Diyarbekir’in her tarafı kafe.
Böyle bir girişim Diyarbekir’i kültürsüzlüğe mahkûm etmek
olur.
Ben buna evet demem…
Takipçisi olacağım.
&
Tolstoy’dan hepimize öğütler
Bozuk
para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini
de gitsin.
&
Selahattin Demirbaşın
yazdığı ARAFTA DÜET adlı kitabını okuyorum.
Öneririm mutlaka siz
de okuyunuz.
&
Çoğu
kez yaptığım gibi yazımı bir şiirimle sonlandırıyorum.
EĞER BİR GÜN
Eğer
bir gün Amed’imin
Hasretinden
ölürsem,
Mezarımı
Bazalt taştan örsünler.
Üzerime
Hamravattan şu getirip döksünler.
Mezarıma
yediveren gül ekin.
İşte
o gün şad olurum
Kadim
Şehrin kucağında huzur ile uyurum.
Diyarbekir
sevdalısı
Recep
Yılmaz
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder