HARBİYORUM
Recep Yılmaz
Gazeteci/Yazar
recepyilmaz46@gmail.com
recepyilmaz21.blogspot.com
Bu haftaki köşe
yazım
HALKIN EKMEĞİDİR, ADALET
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
Sadece
ekmekten, sudan, elektrikten, temel gıda maddelerinden KDV, ÖTV ve benzeri
vergi alırsanız, maaşlara ne kadar zam yaparsanız yapın enflasyonu
frenleyemezsiniz. Yoksulluğu ortadan kaldıramazsınız.
Ünlü
Alman şair Bertholt Brecht, “Halkın Ekmeği” şiirinde şöyle diyor:
“Bilin
ki, halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız
bol olur bu ekmek,
Bakarsınız
kıt,
Bakarsınız
doyum olmaz tadına,
Bakarsınız
berbat.
Azaldı
mı ekmek, başlar açlık,
Bozuldu
mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya”
Özellikle
son 20 yıldır, cahilleştirmek için türlü, türlü yöntemler uygulanmış olan
Türkiye halklarının Brecht’in şiirinde dediği gibi bir “adalet” talebi olup
olmadığından emin değilim; ancak cahilleşen halkın talebi olsa da, olmasa da bu
dünyanın merkezidir adalet.
Sadece
halk için değil, iktidarlar için de mihenk taşıdır. İktidarların gücü konsolide
ederek kendinde toplaması ile adalet arasında ters bir ilişki vardır. Yani güç
tek elde toplandığında, adalet işlevini ve gücünü kaybeder.
Adaleti
sembolize eden Adalet Tanrıçasının gözleri niye bağlıdır?
Bir
elinde terazi, bir elinde kılıç tutmasının anlamı nedir?
Gözlerin
bağlı olması “herkese eşit” yaklaşımın,
terazi
“doğru karar vermenin”,
kılıç
ise “kararların keskinliğinin” ifadesidir.
Adaletin
bu 3 metaforu üzerinden Türkiye’ye bir bakalım:
Şu
anda istisnai olarak ve her türlü baskıya rağmen tarafsız kalan, herkese eşit
davranan az sayıdaki hakim ve savcıları bir yana bırakırsak, günümüz hakim ve
savcıların gözleri fıldır fıldır dönüyor. Temel kriter, kimin iktidara yakın,
kim uzak olmasına bağlı. “Doğru karar verme” uzun zamandır nostalji oldu.
Çürüme başladı mı, alın birini vurun ötekine. TÜİK’in fiyatlar konusundaki
sihirbazlığı neyse, adalet saraylarında “adil karar verme” meselesi de aynı
akrobasidir. “Kararların keskinliği” ise bir kişinin nabzına göre şekilleniyor.
Selahattin Demirtaş’a keskin, Osman Kavala’ya keskin, Hizbullah sanıkları için,
mafya için, “iyi çocuklar” içinse neredeyse okşama kıvamında...
Hangi
alanda adalet bitmedi ki, vergide de bitmemiş olsun.
Türkiye
tam bir asgari ücret ülkesi olmuş. Oysa ki adı üstünde, bu ücretin istisnai
olması gerekir ama gel gör ki ülkenin yarısı asgari ücretten çalışıyor. Buna
rağmen Şimşek hala vatandaşın midesinde çakıyor.
Sabit
gelirlinin maaşına zam yapınca bunu çıkarmak için ÖTV, KDV’ye zam yapıyorsunuz.
Yani
bir elden verdiğiniz diğer elden avuçla geri alıyorsunuz.
Olan
yine sabit gelirliye oluyor. Küçük esnafa oluyor.
Yaptığınız
zammın bir anlamı olmuyor.
Siz
emekliye, memura, işçiye zam yaptıkça hem siz vergilere zam yapıyorsunuz, hem
de esnaf da bunu fırsat bilerek sattığı mallara çoğu kez daha çok zam yapıyor.
Yine
olan garip sabit gelirli bizlere oluyor.
Neden
mi?
Ekmeği,
suyu, elektriği; benzeri tüketim maddelerini fakir de tüketiyor, zengin de
tüketiyor.
Gelen
zamlar sabit gelirliye bir elden verilirken diğer elden avuç avuç alınıyor.
Tabii ki bu zengini etkilemiyor. Ama sabit gelirlilerin belini büküyor. Ki
bükülecek bel kaldı ise…
Yani
adil bir vergi sistemi getirilmedikçe bu yoksulluğu sabit gelirliye yapılan
zamlarla düzeltemezsiniz.
Sadece
enflasyondan nemalanan güruhu mutlu edersiniz.
Ayrıca
yapılan zamların ölçüsü de yanlış.
Ne
demek yani emekliye %25, çalışana %30 artı 8000 tl
Yani
emekli ekmek yemiyor mu, su içmiyor mu, elektrik yakmıyor mu, doğal gaz
kullanmıyor mu?..
Bunda
mantık nerede.
Sakın
yanlış anlaşılmasın memura çok verdiniz demiyorum asla…
Ben
emekliyi mağdur ettiniz diyorum.
Eşitlik
ilkelerine aykırı davranıyorsunuz.
Ben
bir kesimi ölmeyecek kadar yesin, diğerine ne olursa olsun deniliyor diye
düşünüyorum.
Devam
edeceğim.
&
Tolstoy’dan hepimize öğütler
“Öyle
horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.”
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder