BİR DAMLA PETROLÜN GÖLGESİNDE
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
1936
yılında İngiliz siyasetçi Winston Churchill, Birleşik Krallık Parlamentosu
içinde yer alan Avam Kamarası’nda dikkat çekici bir cümle kurmuştu:
“Bir damla petrol, bir damla kandan daha
değerlidir.”
Tarih
bazen uzun kitaplarla değil, tek bir cümleyle de anlatılabilir.
Churchill’in
bu sözü de sanki 20. yüzyılın ve hatta 21. yüzyılın jeopolitiğini özetleyen bir
ifade gibi duruyor.
Petrol,
modern dünyanın en güçlü damarlarından biri oldu. Sanayi devriminden sonra
hızla büyüyen ekonomiler, ulaşım ağları, ordular ve teknolojik gelişmeler büyük
ölçüde enerjiye, özellikle de petrole dayandı. Bu nedenle petrol sadece bir
doğal kaynak değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin merkezine yerleşen
stratejik bir unsur haline geldi.
Ne
var ki bu stratejik değer, petrolün bulunduğu coğrafyalar için çoğu zaman refah
anlamına gelmedi.
Özellikle
Ortadoğu, bu çelişkinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
İran,
Irak, Suriye, Suudi Arabistan ve diğerleri…
Zengin
yeraltı kaynaklarına sahip olan bu topraklar, ne yazık ki uzun yıllar boyunca
savaşların, müdahalelerin ve siyasi krizlerin eksik olmadığı bir bölge olarak
anıldı.
Hep
de Demokrasi getirmek adına.
Güya…
Elbette
tarihteki her çatışmayı sadece petrole bağlamak doğru olmaz. Bölgenin karmaşık
yapısı; dinî, etnik ve siyasi, meshep ve diğer birçok faktörün iç içe geçtiği
bir tablo ortaya koyar. Ancak petrolün bu büyük satranç tahtasında önemli bir
rol oynadığı da inkâr edilemez.
Bu
satranç tahtasında şah kadar olmazsa bile çok vezir kadar çok önemli bir rolü
var…
Yüzyıl
boyunca büyük güçlerin Ortadoğu’ya yönelik ilgisi bu nedenle giderek arttı.
Sınırlar değişti, ittifaklar kuruldu, yönetimler değişti. Bütün bu gelişmelerin
arka planında çoğu zaman enerji kaynaklarının stratejik değeri vardı.
Bazen
tarihçiler, bazen siyaset bilimciler şu soruyu sorar:
“Kaynak
zenginliği bir nimet midir, yoksa bir kader mi?”
Ortadoğu
örneği, bu sorunun düşündürücü bir cevabını veriyor. Zengin doğal kaynaklar
kimi zaman ülkeleri kalkındırmak yerine uluslararası rekabetin merkezine
çekebiliyor. Bu durum da o coğrafyalarda yaşayan insanlar için uzun ve zor bir
yaşam anlamına gelebiliyor.
Aslında
mesele sadece petrol de değildir. İnsanlık tarihi boyunca değerli görülen her
kaynak benzer mücadelelere sahne olmuştur. Altın, baharat, ticaret yolları…
Dün
bunlar için verilen mücadeleler, bugün yerini enerji kaynakları üzerindeki
rekabete bırakmıştır.
Ancak
çağımızın farkı şudur: Bugün dünya artık bu gerçeğin daha fazla farkındadır.
Enerji
dönüşümü, yenilenebilir kaynaklar ve sürdürülebilir ekonomi gibi kavramlar
giderek daha fazla konuşuluyor. Belki de bu dönüşüm, sadece çevreyi korumak
için değil, aynı zamanda kaynaklar uğruna yaşanan çatışmaları azaltmak için de
önemli bir fırsat sunuyor.
Churchill’in
yaklaşık bir asır önce söylediği o söz, bugün hâlâ tartışılıyor. Çünkü bu cümle
sadece bir dönemin stratejik düşüncesini değil, aynı zamanda insanlığın
değerler konusundaki sınavını da yansıtıyor.
Gerçekten
de bir damla petrol, bir damla kandan daha değerli olabilir mi?
Tarih
bize bunun böyle olmaması gerektiğini tekrar tekrar gösterdi. Fakat insanlık
çoğu zaman bu gerçeği anlamak için ağır bedeller ödedi.
Belki
de artık asıl soru şudur:
Enerjiyi
mi insanlık için kullanacağız, yoksa insanlığı enerji uğruna mı harcayacağız?
Bu
soruya verilecek cevap, sadece Ortadoğu’nun değil, bütün dünyanın geleceğini
belirleyecek kadar önemlidir.
Ama
ne yazık ki insanlık, enerji uğruna harcanıyor.
Bahane
çok.
Hani
sosyal medyada genellikle sorulan soruların bir tanesi;
Amerika
bu Acemlerden ne istiyor?
Cevaplayayım
mı?
Venezuela’dan
ne istediyse kimimizin Acem dediği İran’dan da onu istiyor.
Petrol
istiyor kardeşim petrol.
Yoksa
İran’ın yönetiminden, yöneteninden ve de yönetim biçiminden hiç mi hiç işi
olmaz.
Umurunda
bile olmaz…
İyi
bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça
kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder