GÜRÜLTÜ ÇOK, SÖZ AZ
Günaydın
Türkiye.
Günaydın
sevgili okurlarım.
Evet
gürültü çok, söz az.
Ayrıca
sözler de birbirini tutmuyor.
Türkiye’de
Bir Haftanın Ardından
Türkiye’de
haftalar artık takvim yapraklarıyla değil, gündemin ağırlığıyla ölçülüyor. Bir
haftayı daha geride bırakırken geriye dönüp baktığımızda, yaşananların hızına
mı şaşırmalı, yoksa bu hıza alışmış olmamıza mı üzülmeliyiz, karar vermek zor.
Bir
yanda siyaset…
Söylenen
sözler, verilen mesajlar, satır aralarına gizlenen niyetler. Aynı cümlede hem “uzlaşı” hem “tehdit” görmek mümkün. Bir gün yumuşayan dil, ertesi gün
çatallaşıyor. Toplum iniş çıkışları tribünden izleyen yorgun bir seyirci gibi.
Zihni lodosa tutulmuş gibi alkışlamakla, yuhalamak arasında gidip geliyor.
Bir
yanda ekonomi…
Rakamlar
konuşuyor ama insanların dili tutulmuş. Grafiklerle, TÜİK rakamlarıyla
“enflasyonda düşüş trendi başladı” deniyor ama mutfakta durum öyle değil.
Sokakta, pazarda, evlerde yürek yakan bir yoksulluk var; rakamların,
istatistiklerin göstermediği can yakıcı bir hayat gerçeği bu. Eskiden “emekli
ay sonunu getiremiyor” diye isyan edilirdi. Meğerse onlar güzel zamanlarmış.
Şimdi emekli maaşıyla 1 hafta geçinebilmek bile mucize sayılır. Ben de bir
emekliyim. Artık kendimden vazgeçtim. Aklım, fikrim gençlerde. Onlar maalesef
gelecek konusundaki beklentilerini, umutlarını yitirmiş durumdalar.
Siyasetin
de, ekonominin de düzeleceği günleri görebiliriz. Her ikisinde de inişler ve
çıkışlar konjonktürel olabilir ama mesele “adalet” oldu mu iş değişir. Adalet
çürümeye başladı mı birey de, toplum da çürümeye, yozlaşmaya başlar.
Herkesin
dilinde ama kimsenin tam olarak emin olamadığı bir alan. “Hukuk var mı?” sorusu, “hukuk
kime var?” sorusuna dönüşmüş durumda. Bu belirsizlik, toplumsal
huzursuzluğun en derin kaynağı. Çünkü insanlar yoksulluğa katlanabilir,
sıkıntıya dayanabilir ama adaletsizliğe direnemezler; çünkü adaletsizlik
çürütür, çünkü adaletsizlik tuzun kokmasıdır.
Dış
politikada her zamanki yönü belli olmayan bir yürüyüşü var.
Bir
adım doğuya, bir adım batıya… Söylemde güçlü, pratikte temkinli. Ancak dünya
hızla değişirken, eski reflekslerle yeni fırtınalara dayanmak zor. Türkiye’nin
sadece pozisyon alan değil, yön tayin eden bir akla ihtiyacı var kanımca.
Ve
toplum…
En
çok da orası yoruldu. Sosyal medyada öfke, sokakta sessizlik hâkim. İnsanlar
konuşuyor ama dinleyen yok; yazıyor ama anlaşılmıyor. Herkes haklı, herkes
mağdur. Bu kadar haklılığın olduğu yerde çözüm neden bu kadar uzak, işte asıl
soru bu.
Belki
de sorun tam burada başlıyor:
Çok
konuşuyoruz ama az düşünüyoruz.
Çok
tepki veriyoruz ama az yüzleşiyoruz.
Gürültü
arttıkça sözün değeri düşüyor.
Oysa
bu ülkenin hâlâ güçlü bir birikimi var.
Sağduyusu
var, vicdanı var, ortak bir hafızası var. Fakat bunların yeniden ortaya çıkması
için önce sakinleşmeye, sonra da samimiyete ihtiyacımız var. Siyasetin dili
sertleştikçe toplum geriliyor; toplum gerildikçe gelecek bulanıklaşıyor.
Bu
haftanın bize bıraktığı en net tablo şu:
Türkiye’nin
meselesi yalnızca ekonomi, yalnızca siyaset ya da yalnızca hukuk değil.
Türkiye’nin meselesi birbirini duymayan kulaklar, birbirine güvenmeyen kalpler.
Ayrıca
barıştan söz etmek güzel de, aynı kimliklere, farklı davranışlar, barış
konusunda insanların aklını karıştırmıyor mu? Barışı zihinlerde uzaklaştırmıyor
mu?
Ve
belki de en çok şuna ihtiyacımız var:
Biraz
daha az slogan,
Biraz
daha çok gerçek.
&
BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?
Dünya üzerinde 2 peygamber kabrinin olduğu tek yer Diyarbekir’dir.
&
Bir söz de benden
Ben derim ki kendini aklama çabasını bir
kenara bırak, her şeyden önce kendini yokla. RY
…
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Söylenenler göre Ümit
Yaşar yirmi üç kez, kendi sözlerine göre de üç kez intihara kalkışmıştı.
1973 yılında Ümit
Yaşar Oğuzcan’ın on yedi yaşındaki oğlu Vedat Oğuzcan, Galata Kulesi’nden aşağı
atlayarak intihar eder. Rivayet odur ki, cansız bedeni yerde yatarken
avucundaki kağıtta bir not yazılıdır: “Baba intihar öyle edilmez, böyle
edilir!”
&
Kirveme öğütler
Kirvem, başarı için ömrünün bir
bölümünü bedel olarak ödemeyenler, bir başarısızlığın bedelini bir ömür boyu
öderler.
Aklında olsun.
&
Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar”
yazacaklarıma;
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
Ama aslına uygun olsun.
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ
OLSUN.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”
İyi bir hafta
geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder