15 GÜNLÜK BARIŞ SÜRECİ KİME VE
NE KADAR KAZANDIRIR
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
ABD-İsrail, İran savaşı bir ayını geride
bıraktı. İran’da inkâr edilemez büyük bir yıkım var. Ama savaşı başlatan
Amerika-İsrail ikilisinde de hatırı sayılır büyük kayıplar ver. İsrail büyük
tehditler altına girerken, Amerika’da da sanki çöküş sürecinin hızlandığı
yönünde.
Kısacası bir aydan fazla süre gelen savaşın
ilk sonuçları hiç de beklendiği gibi değil. Öyle görünüyor ki, İranlı mollalar
giderlerse, dünya düzeninin bazı kolonlarını da beraberlerinde
götürecekler.
Savaş şimdilik Basra
Körfezindeki alan hâkimiyetine odaklanmış görünüyor. Bu şekilde lokalize edilmesi
önemli ama bu kapsam genişleyebilir de.
Bu savaşın kötü taraflarını
tartışmaya gerek yok. Bu hepimizin malumu, ancak öğrettikleri de çok önemli.
Hepimiz “asimetrik savaş” kavramının
ne anlama geldiğini öğrenmiş olduk. 20 bin dolarlık dronların, 150, 200 milyon
dolarlık F serilerine sivrisinek gibi musallat olduğunu gördük.
Yere göğe sığdırılamayan
teknoloji harikası F-35 hayalet uçakların, yeteri kadar hayalet olmadığını da
gördük.
İsrail hava sahasına
gönderilen 100 bin dolarlık İHA’ları etkisizleştirmek için hava savunma
sistemlerinin milyonlarca dolarlık savunma maliyeti anlamına geldiğini
öğrendik.
Eminim ki her ülke kendisi
için bu savaştan çok değerli dersler çıkaracaktır. Amerika ve İsrail gibi
muktedirlerin İran karşısında bocalamaları bana Grup Kızılırmak’ın şu sözlerini
hatırlatıyor:
“Sana
kutsal gelen bin yıllık çınar
Fiske vuruşuyla yıkılır bir gün”
Bütün bu asimetrik hikâyeye
rağmen yanlış bir hesap, küçük bir kıvılcımı büyük bir yangına dönüştürebilir.
Tıpkı birinci ve ikinci dünya savaşında olduğu gibi…
Dedik demesine ancak,
ufuklarda 15 günlük geçici barış antlaşması umulmadık bir zamanda gündeme
oturdu.
Sizin de sorduklarınız, benim
de kafamı kurcalayan bir soru;
On beş günlük geçici bu barış
antlaşması kime ve de ne kadar yarar getirir?
Şimdi de bu sorunun cevabını
aklımca cevaplamaya çalışayım.
15
GÜNLÜK BİR ATEŞKES…
Kulağa kısa, hatta geçici bir soluklanma gibi
geliyor. Ancak savaşların ve gerilimlerin doğasında, en kısa molaların bile
taraflara farklı ölçülerde kazanç sağladığı bir gerçek. Bu nedenle “kime ne kadar yarar?” sorusu, yüzeyde
göründüğünden daha derin bir yanıtı hak ediyor.
Öncelikle sahadaki taraflar
açısından bakarsak, ateşkes en çok yıpranan güçlere zaman kazandırır. Lojistik
hatlarını toparlamak, mühimmat ikmali yapmak, yaralıları tahliye etmek ve moral
tazelemek için bulunmaz bir fırsattır.
Güçlü olan taraf için bile bu
süreç, yeniden konumlanma ve strateji güncelleme anlamına gelir.
Zayıf olan taraf için ise
adeta nefes alma aralığıdır. Bu nedenle ateşkesler çoğu zaman askeri dengeyi
dondurur ama değiştirmez.
Siyasi cephede ise tablo daha
karmaşıktır. Ateşkes, diplomasiye alan açar; uluslararası aktörlerin devreye
girmesine, arka kapı görüşmelerinin hızlanmasına olanak tanır. Ancak bu aynı
zamanda bir propaganda dönemidir. Taraflar, kamuoyuna “biz barış istiyoruz”
mesajı verirken, perde arkasında pozisyonlarını güçlendirmeye devam eder. Kimin
daha fazla kazanç sağladığı ise, bu 15 günü nasıl kullandığıyla doğrudan ilgilidir.
En kritik başlık ise insani
boyuttur. Sivil halk için ateşkesin her günü, hayat ile ölüm arasındaki ince
çizginin biraz daha geri çekilmesi demektir. Gıda yardımları ulaşır, hastaneler
nefes alır, insanlar sevdiklerine kavuşur. Bu açıdan bakıldığında, ateşkesin en
büyük kazananı tartışmasız sivillerdir. Ancak bu kazanımın geçici olması, aynı
zamanda en büyük trajedidir.
Sonuç olarak 15 günlük
ateşkes, tek başına bir çözüm değil; sadece bir imkândır. Bu süre, ya kalıcı
bir barışın ilk adımı olur ya da daha büyük bir çatışmanın hazırlık dönemi.
Kazananı belirleyen ise silahların sustuğu o günlerde kimin daha akıllıca hamle
yaptığıdır. Ateşkesin gerçek değeri, süresinde değil; nasıl
değerlendirildiğinde saklıdır.
Sonuç;
Ateşkes her zaman iyi bir
haberdir.
Ancak dünyayı ateşe verip,
sonra bir kova su ile ortaya çıkanları da alkışlamamak gerekliliğne
inananlardanım.
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder