HARBİYORUM
Recep Yılmaz
Gazeteci/Yazar
recepyilmaz46@gmail.com
recepyilmaz21.blogspot.com
Bu haftaki köşe
yazım
ÇOCUKLUĞUMDAKİ DİYARBEKİR
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili Okurlarım.
Son
Diyarbekir ziyaretimden arta kalanlar.
Çoğu
kez duygu ve düşüncelerimi satırlarda anlatırken zorlanırım. Sevmeyi, aşkı,
kızmayı, ilenmeyi, isyan etmeyi, diklenmeyi…
Dizelerde
anlatmak daha çok hoşuma gidiyor. Anlatımdamüzikalitenin olmasını istiyorum.
Sözler kulağa hoş gelmeli,diyorum. Okuyucu çöl sıcağında susamış bir bedevinin
bir bardak suyu içtiği gibi yazılanları okumalı. Ama okurken de dizelerin
içinde ‘’Aha işte ben buradayım.’’ diyebilmeli.
Ve
ve daha önemlisi üç yazımdan birisi mutlaka
Diyarbekır’imi
anlatmalı. Öyle istiyorum. Çünkü Diyarbekir, 78 yıldır; yüreğimde,
beynimde, tek aşkım tek sevdamdır.
Aşağıdaki şiirim de yaşları kırkın altında olanlara,
Diyarbekir’imin
dünkü yaşam biçiminden enstantaneler vermek istedim.
Okuyalım.
ELE
BİLESEN
Diyarbekir'im
Sevdam
benim
Şimdiye
kédér héç kimse
Senden
şikâyet etti mi bılmiyem
Ama
ben şikâyet ediyem.
Anam
beni fırına gönderidi
Başımda
xamur teşti
Boynum
ağridi
Her
hafta boxçayı
Hamama
götüridım.
Belim
ağridi
Hele
çixariya gidecaği günler
Çigerim
yanidi
Bir
elimde bakır semaver
Bir
elimde kömür torbasi
Belimde
bağli kilimlerle
Şemsiler
kayalığına tırmanacaxsan
Şex
Muhammet Düzlüğünden
Su
getirecaxsan
Semaveri
de sen yakacaxsan
Sonra
fırsat bulursan
Dava'na
bir göz atacaxsan
O
kalabalıxta
Ya
görisen, ya görmisen
Ma
bu Allaha hek revadır
Şimdi
söyle
Senden
nasıl şikâyet etmeyeyim
Söyle
Allahın seveyim
Yox
ha
Sakın
gönül koyma baan
Henek
ediyem saan.
İmanıma
Ben
İstanbul'da yaşiyam ama
Yüreğim
sende ati
Ben
İstanbul'da güliyem ama
Çigerim
senle yani
Ben
senin sevdalınam
Bunu
da ele bilesen hani. R.Y
Bu şiirde ozan kendini anlatıyor sanmayın sakın. Kırk
yaşın
üstündeysen sensin. Eli öpülesiye analarımızdır, babalarımızdır. Ben yaşta
ağabey ve ablalarınızdır.
Anlattıklarım
tüm canlılığıyla bizim yerel dilimiz ve kültürümüzdür. Fırın kültürümüz, hamam
kültürümüz, piknik kültürümüzdür. Yani yaşam biçimimizdir.
Heyhat o günlerden bu günlere ne kaldı ki zaten…
Bunları niye yazıyorum diyeceksiniz. Niye mi?
Yazıyorum.
Unutmayın, unutturmayın. Bilmiyorsanız ya da
unuttuysanız,
anımsayın, öğrenin ki çocuklarınıza anlatıp, öğretesiniz.
Diyarbakır, baki kalsın beyinlerde, hoş bir seda olsun kulaklarda…
&
Aristo’dan bir deyiş
“Bir diktatörün ilgi alanlarından biri de
halkını fakir kılmaktır. Böylece insanlar günlük yaşamlarındaki görevlerle o
kadar meşgul olurlar ki düşünmeye vakitleri olmaz.”
Anlıyorsunuz
değil mi?
&
Bir de Che GUEVARA’ dan
“Muhtaç bırakıp, yardım etmek; planlanmış
cinayettir.”
&
Türkiye ne zaman düzelir?
Ah
kardeşim ah…
Kendi
haline bıraksalar ülkemi, tez zamanda düzelir.
Ama!?.
&
Ey Halkım;
Surların
etrafını,
Tarihi
özelliği olan çevreleri
Ve
Diyarbekir’i
Temiz
tutalım.
&
Tolstoy’dan hepimize öğütler
Herkes
insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye
gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce
kendini değiştirmeyi düşünmez.
&
Bir söz de benden
İçimden
bir ses ölmeden mutlaka bir kez olsun Diyarbekir’i görün diyor.
&
Kirveme öğütler
Markus Aurelius’un dediği gibi
“Yaşamın
amacı çoğunluğun yanında yer almak değil, bilinçsizlerin saflarından almaktan
geçer. “
&
Ve
yazıma çoğu kez olduğu gibi bir şiirimle son veriyorum.
Bir
de sen
Yedi
Kardeş, Ben u Sen
Ve
ben,
Bir
de sen olsaydın sen.
Dicle
Nehri, On Gözlü Köprü
Ve
ben,
Bir
de sen olsaydın sen. RY
&
Gelelim
“Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
Anzele,
büyük bir balıklı göl haline getirilip, turizme kazandırılsın.
Diyarbakır
5 Nolu Cezaevi MÜZEYE dönüştürülsün.
Daha
da önemlisi,
Ve
sevgili meslektaşlarım, dernek yöneticileri, STK
Yöneticileri;
Zerzevan Kalesi, Çayönü, Mitras Tapınağı,
Kortik
Tepe, Hilar Mağaralarını ve Bırkleyn Mağaralarını koruyalım, tanıtalım.
İyi
bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça
kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder