HARBİYORUM
Recep Yılmaz
Gazeteci/Yazar
recepyilmaz46@gmail.com
recepyilmaz21.blogspot.com
YA BİR
YOL BULUN
YA BİR
YOL AÇIN…
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili Okurlarım.
Sandıkta alınamayan belediyeleri masa başındaki oyunlarla almak ne denli doğrudur, bunu siz
okuyucularımın vicdanlarına bırakıyorum.
Normal bir hukuk devletinde belediye başkanlığı boşalan yerleşim
merkezlerinde, yeni belediye başkanı belediye meclisi tarafından seçilir.
Ama siyasette normalleşme iddiasındaki AKP&MHP
iktidarı, bu kez de normalliğin ötesinde en yanlış olanı seçti.
Bunun da ötesinde, iktidarın normalleşme gibi bir
derdi de yok. Emin olun “normalleşme” dediğimiz şey, 31 Mart seçimi sonrasında
vatandaşta oluşan beklentiden başka bir şey değil. Hukuku, sistemi kendi
çıkarlarının emrine amade etmiş bir iktidarın rant alışkanlığından vazgeçmesi
beklemek saflıktan öte bir şey değil.
Acaba ülkemizde bir normalleşme süreci
mi başlıyor diye pembe hayallere kapılanlara iktidarın yanıtı “Hakkari” oldu ve
bir anlamda “alın size normalleşme” denilmiş oldu.
Belediye meclisi yok sayılarak Hakkâri Belediyesi'ne
kayyum atadı. Mesele, Kürdün temsil edilmesine gelince, ne Anayasa, ne
ilgili kanunlar dikkate alınıyor.
Biraz geyik yapalım; diyelim ki kızıl gezegen Mars’ta
Kürtler bir belediye kazandı. Emin olun Türkiye’de hangi iktidar işbaşında
olursa olsun olursa olsun hemen ayağa kalkıp “Mars kırmızıçizgimizdir” der ve
üç vakte kalmadan Mars’a kayyım atanmış olur.
Muhalefet partileri Güçlü bir tepki vermezlerse, sıra
başta DEM Partinin kazandığı bütün belediyelerden sonra, diğer muhalif
partilerin kazandığı belediyelere gelecek diye düşünüyorum. Daha şimdiden
DEM’li 58 belediyenin 27’si için dava süreçleri başlatıldı. Türkiye’nin mevcut
yapısında, o 27 dosyanın içini doldurmanın kolay olduğu herkesin malumu…
Buna en güzel yanıtı uzun yıllar önce Konfüçyüs vermiştir sanırım.
Şöyle diyor ünlü düşünür;
“Ya bir yol bulun, ya bir yol açın ya da yoldan çekilin.”
Bu söze ekleyecek bir şey yok kanımca…
Ha bu arada;
CHP Parti Sözcüsü Yücel: Haksızlığa, hukuksuzluğa kim maruz kalırsa CHP onun
yanında olacaktır.
Dilerim öyle olur.
Şimdi düşünüyorum; görevden alınacak olan, yerine
kayyım atanacak olan başkanların adaylığı, neden Yüksek Seçim Kurulu tarafından
onaylanıyor. Yoksa bu bir “tavşan kaç, tazı tut” senaryosu mu? Bu hareketin
kasıtlı olduğunu, yerine kentin valisinin atanmasından çıkarıyorum. Ciddi ve
samimi olunsaydı vaktiyle görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Kadir Topbaş’ın yerine belediye meclisinin seçtiği adayın başkanlığa vekalet
etmesi gibi bir çözüm bulunurdu. Ama öyle anlaşılıyor ki, bölge illerinde
temelinde talimatların olduğu başka bir hukuk uygulanıyor.
Başka bir örnek; görevden alınan Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yerine belediye meclisinin kararıyla Sincan
belediye başkanı Mustafa Tuna başkanlık görevine getirilmişti. Daha bir sürü
örnek var ama bunları hatırlatmanın da bir anlamı yok.
Mesele ülkenin doğusu oldu mu otomatik olarak başka
bir “hukuk” devreye giriyor.
Peki niye Hakkari’de bu yol uygulanmadı da kayyum atandı?
Bunun cevabı hem yok, hem de aşikâr.
Kayyumun atandığı günün sabahında Hakkâri belediyesinin önünü hatırlayın. Ben
buraya bir görselini de koyuyorum:
|
|
Bu resme iyi bakın. Kayyım atanması kararı zaten verilmiş; ancak belediye meclis üyelerinin girişlerini engellemek için belediye önü tamamen güvenlik çemberine alınmış. Neden mi? Nedeni basit. Böyle bir durumda belediye meclisinin toplanarak görevden alınan başkan yerine yenisini seçme yetkisi olduğu için…
Yani Ahmet Kaya şarkısında olduğu
gibi; “nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça”
&
Kapitalizm
neyi sevmez?
Kapitalizm bisikleti
sevmez. Çünkü bisiklet sürmek ekonomileri için kötüdür.
Niye mi?
Bisiklet süren insan;
Otomobil almaz,
Akaryakıt almaz,
Kosko yaptırmaz,
Motorlu taşıt vergisi
ödemez,
Arabayı servise
götürmez,
Yedek parça satın
almaz,
Ve işin kötü tarafı
daha sağlıklı olur.
&
Bakalım
kimler ne demiş
Tarımı ihmal eden ülkeler, intihar ediyor demektir.
Gelişmiş ülkelerin semalarında, ne kadar uçağın uçtuğu değil, ne kadar
ARI’NIN uçtuğu önemlidir.
Albeet Eınstein
&
Aklıma
takılan soru
En fazla işçinin öldüğü, en fazla kadının öldürüldüğü,
en fazla düşünürün, yazarın, çizerin, en fazla gazetecinin hapiste olduğu bir
ülke sizce neresidir?
Dilerim en tarafsız ve en
gerçek yanıtı alırım.
&
Türkiye ne
zaman düzelir?
Kısa vadede düzeleceğine dair bir gidişatı ben göremiyorum.
&
Ey Halkım;
Surların
etrafını,
Tarihi
özelliği olan çevreleri
Özetle
Diyarbekir’i
Temiz
tutalım.
&
Kulağa hoş gelen sözler
“İnadına barış, inadına kardeşlik”
&
Kirveme öğütler
Ben; vicdanlar susmasın, insanlık ölmesin, cehalet kazanmasın istiyorum.
Ya sen kirvem?
&
Ve yazıma
çoğu kez olduğu gibi bir şiirimle son veriyorum.
KİMSE YALNIZ
KALMASIN
Türküler
dinlerdim
Yalnızlık
üzerine yakılmış.
Şiirler
okurdum,
Yalnızlıktan
söz eden.
Şarkılara
kulak verirdim,
Yalnızlık
üzerine.
Affedersiniz,
gülerdim.
Hiç böyle
şey olur mu derdim.
Sen misin
bunu diyen.
Al sana
hem de en alasını.
Bu felek
de çok acımasızmış.
Yani,
sadece güldüm, ne olmuş.
Bence
yaptığı çok ayıp,
Böyle mi
yapılır,
Yapayalnız
mı bırakılır.
Demek
insan yapayalnız kalırmış;
Hem de
koca bir metropolde,
Panayırda,
Sergide,
Fuarda,
İğne atsan
yere düşmez bir yerde,
Yalnız
olmak nedir bilir misin?
Sizi
bilmem ama ben öğrendim.
Yaşadım.
Yalnızlık
çok kötü bir şey…
Kimse
yalnız kalmasın.
Recep
Yılmaz
&
Gelelim
“Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
Anzele, büyük bir balıklı göl haline
getirilip, turizme kazandırılsın.
Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi MÜZEYE
dönüştürülsün.
Daha da
önemlisi,
Ve sevgili meslektaşlarım, dernek
yöneticileri, STK Yöneticileri; Zerzevan Kalesi, Çayönü, Mitras Tapınağı,
Kortik Tepe, Hilar Mağaralarını ve Bırkleyn Mağaralarını koruyalım, tanıtalım.
İyi bir
hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça
kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder