2 Mayıs 2012 Çarşamba

KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ…

Değerli okurlarım,
Biliyorum hepinizin dileğii; BUGÜNE KADAR DÖKÜLEN KANIN
DURDURULMASI İÇİN KATKI VERMEK YA DA EN
AZINDAN ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ OLGUNLAŞTIRMAK İÇİN YENİ FİKİRLER ÜRETMEKTİR.
Ve hepimiz biliyoruz
ki çözüm çok zordur. Ama çözüm çok kolaydır aynı zamanda. Çözüm çok zordur. Çözümü
ilk günden bu güne kadar baş vurulan ‘’askeri zihniyetle’’ bulmaya çalışırsanız
bu mümkün olmaz. Zaten mümkün olmadığını hepimiz gördük. Bu yolda ısrar
edilirse ne yazık ki bugüne kadar olduğu gibi yarınlarda da aynen böyle devam
eder korkarım. Çünkü dünyanın her yerinde asker savaşı sever, savaşmayı sever.
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir misali öyle devam eder.
Bu zihniyette çözüm
arayan bütün ülkelerde bu böyle olmuştur.
Üstüne üstlük bizim ülkemizde ölen
de öldüren de bizim canlarımız, bizim evlatlarımız, bizim yurttaşlarımızdır.
Geçelim ikinci çözüm biçimine:
Aklıma gelmişken bir anekdodu sizlere
aktararak sözlerime devam etmek istiyorum. Siyaset Meydanı adlı programı izliyordum.
Van depremiyle ilgili konuşuluyordu. Oralı bir öğretmen gidenler için; Lütfen
Van’ı öksüz bırakmayın Erciş’i kimsesiz bırakmayın… diyiyordu. Bence çok haklıydı.
Kısa geçiyorum. Hemen arkasından söz alan hanım hanımcık Antalyalı bir öğretmen
kızımız BENİM; ANNEMİN, BABAMIN YANINDA
ÖLMEK HAKKIM YOK MU? BEN ONLARIN YANIMDA ÖLMEK İSTİYORUM, dedi.
Şimdi kim o öğretmen kızımıza ’’ ne
demek, sen korkaksın, öğrencilerini
nasıl bırakıp kaçarsın ?’’diyebilir. Bence o deprem sendrounu yaşamış öğretmen
kızımız da kendi açısından haklı, hem
de çok haklıdır. Onun bu duygularını yok sayamayız. Bu talebini red edemeyiz . Aynı
şekilde bu güne kadar kimliği yok sayılmış, varlığı inkar edilmiş, devlet yok
diyorsa yoksun, denmiş;varlığını savunanlar acımasızca katledilmiş, olmadık
işkencelere reva görülmüş,hapislerde çürütülmüş bu halkın taleplerini de red edemeyiz,
duymazlıktan gelemeyiz.
Şimdi bu askeri zihniyet çözüm
biçimiyle bir yerlere varılamadığını
sağır sultanlar duyuyor ama biz hala duymuyoruz. Böyle çözüm olmaz. Peki çözüm;
Çözüm;
EY KÜRT SEN VARSIN. ETNİK YAPINLA, DİLİNLE, KÜLTÜRÜNLE, SOSYAL YAŞAM
BİÇİMİNLE … VARSIN. TALEPLERİNLE VARSIN. HATANLA SEVABINLA VARSIN… SEN
POTANSİYEL SUÇLU DEĞİLSİN. DENMELİDİR. DEVLET ÇÖZÜM ÜRETEN OLMALIDIR. YANİ
DEVLET TÜRKE DE KÜRDE DE GERÇEK ANLAMDA EŞİT DAVRANMALI, ŞÖVEN DÜŞÜNCELER İÇİNDE
ASLA OLMAMALIDIR. ÖZETLE DEVLET TÜRKİYEMİZİN SINIRLARI İÇİNDE YAŞAYAN HERKES
İÇİN VAR OLMALIDIR..
Dünya ülkeleri günümüzde bu denli
sorunlarını birer birer çözüyor. Nasıl mı? Onları muhatap alıyor, taleplerini
dinliyor, bugünkü koşullarda maksimum verebileceklerini veriyor. Onları inkar
etmiyor, yok saymıyor. ’’ Ben devletim onlarla konuşmam ‘’demiyor. Nasıl ki bir
baba yoldan çıkmış olsa bile evladını var sayıyor ve gerekirse büyüklük göstererek
ona gidiyorsa, devlet de bence öyle yapmalıdır. Bugün verilen hakları ve verilecekleri,
gerek yasalarla gerekse anayasaya koyarak
garanti altına almalıdır, diye düşünüyorum.
Son sözlerim; Devlet bu sorunun
çözümünü istemelidir. Çünkü bir sorunun çözülmesi için her şeyden önce
tarafların sorunun çözümünü istemeleri gerekir.
Bu sorunu kim çözer. Bu sorunu ancak
ve ancak siyaset çözer. Meclis çözer. Bu sorunu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
çözer..
İnsanlar nasıl tarihe geçer, nasıl
toplumun gönlünde unutulmaz olur.
Böyle kangren olmuş, içinden çıkılmaz
bir hale gelmiş sorunları, barışçı bir biçimde, demokratik bir tavırla çözen,
yüzleri güldürenler büyük insan olur, lider olur, tarihe geçerler.
Bugün büyük bir fırsattır.
Dilerim bugün heba
edilmez.
Dostça kalın. İyi günlere

RECEP YILMAZ

Hiç yorum yok: