HERKES AKLINI BAŞINA DEVİRSİN
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
Başından
beri kafama takılan bir soru hatta kuşku;
Bu
iş nereye varacak?
Bir
dünya insanı, bir vatandaş olarak, içimi yakarcasına bu sorular beynimde
zonkluyor.
Savaşın
Ufku:
ABD–İsrail–İran
Gerilimi Nereye Evrilir?
Ortadoğu’nun
tarihi, bitmeyen gerilimlerin ve ertelenmiş hesaplaşmaların tarihidir. Bugün
ABD, İsrail ve İran ekseninde tırmanan kriz, sadece bölgesel bir çatışma
ihtimali değil; aynı zamanda küresel dengeleri sarsabilecek bir kırılma
noktasıdır.
Peki
bu gerilim nereye varır?
Hiç
olsun istemem ama 3. Dünya Savaşı kapıda mı?
Öncelikle
şunu kabul etmek gerekir:
Bu üç
aktörün doğrudan, geniş çaplı bir savaşa girmesi herkes için yıkıcı sonuçlar
doğurur.
Bunu
iyi bilmek gerek.
ABD açısından böyle bir savaş, zaten hassas
olan küresel ekonomik dengeleri daha da zorlayacak; içeride ise kamuoyunun
savaş yorgunluğunu derinleştirecektir.
İran
ise doğrudan bir çatışmada askeri kapasitesini kullanabilse bile, ülke içindeki
ekonomik ve sosyal kırılganlıklar nedeniyle büyük bir risk almış olur.
İsrail için güvenlik kaygısı kısa vadede
saldırgan politikaları teşvik etse de, uzun vadede çok cepheli bir savaşın
maliyeti ağır olacaktır.
Bu
nedenle en güçlü ihtimal, doğrudan savaş yerine “vekâlet savaşları”nın derinleşmesidir.
Zaten
uzun süredir bölge bu tür çatışmaların sahnesi. Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de
Husiler, Suriye ve Irak’taki çeşitli milis yapılar üzerinden yürüyen dolaylı
mücadele, önümüzdeki dönemde daha da sertleşebilir.
Bu
durum, savaşın görünmeyen ama sürekli kanayan bir yara gibi uzamasına neden
olur.
Öte
yandan yanlış bir hesap, küçük bir kıvılcımı büyük bir yangına dönüştürebilir.
Tıpkı
1. Dünya Savaşında olduğu gibi…
Hatırlarsanız
1. Dünya Savaşı, 28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz
Ferdinand'ın Saraybosna'da Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından
öldürülmesiyle başladı.
Tarih,
kontrol edilemeyen tırmanışların örnekleriyle dolu.
Bir
füze saldırısı,
Bir
suikast,
Ya
da yanlış yorumlanan bir askeri hamle…
Tarafları
geri dönülmez bir yola sokabilir. İşte asıl tehlike burada yatıyor: Niyetlerden
çok hataların belirleyici olduğu bir savaş ihtimali.
Küresel
aktörlerin rolü de kritik.
Çin
ve Rusya gibi güçler, doğrudan çatışmanın büyümesini istemese de, bu krizden
stratejik avantaj devşirmeye çalışacaktır.
Daha
şimdiden Rusya Savaş denizaltılarını Basra Körfezi sınırlarına dayandırmış.
Gazetelerden;
Moskova,
İran altyapısını gizlice koruma görevi için Hürmüz boğazı yakınlarına ikisi
nükleer olmak üzere altı denizaltı konuşlandırdı.
Bu
ne demek oluyor?
Kanımca
ben de savaşın bir tarafıyım demeye getiriyor.
Tanrı
bizi yapılabilecek salaklıklardan korusun.
Avrupa
ise enerji güvenliği ve göç baskısı nedeniyle en fazla etkilenen ama en az
etkili olan aktör olmaya devam ediyor.
Sonuç
olarak, ABD–İsrail–İran hattındaki gerilim kısa vadede büyük bir savaşa
dönüşmeyebilir. Ancak bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmez. Aksine, daha
karmaşık, daha uzun ve daha yıpratıcı bir çatışma dönemine girildiğini
gösterir.
Belki
de asıl soru şudur:
Bu savaş nereye varır değil, ne kadar
süreyle devam eder?
Ortadoğu’da
savaşın en acı gerçeği şudur:
Kazananı yoktur, sadece kaybedenleri
farklıdır. Ve ne yazık ki bu denklem henüz değişmiş değil.
İyi
bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça
kalın.